Burdur Ankara İstanbul İzmir Adana Diyarbakır Erzurum Samsun
BURDUR ANKARA İSTANBUL İZMİR ADANA DİYARBAKIR ERZURUM SAMSUN

ÇOK SATAN DÜNYALAR...

DÜNYADA GÖRDÜKLERİM VE HİSSETTİKLERİM.

CANLI KADAVRA

BİR ACI HAYAT HİKAYESİ
Yelda’ nın ilk hastanelere gidişiydi.Ve ilk deneyimini, devlet hastanesinde yapması onun için hastaneler bakımından baya derin etkiler bırakan bir deneyim olmuştu.Sabah 5 te çıkılan bir yol ve sadece numara almak için ayakta beklenen iki saat daha sonra aldığı numaraya göre gideceği polikiliniğin önünde beklenen saatler.Bu saatler öyle sıradan saatler değildi ama;her telden insan ,bağrışlar,sıra kavgaları,önceden ameliyat olmuş ve dikişlerini aldırmaya gelen hastazedelerin dikişlerine rağmen içeri girme çabası ve acıyan yere değen her nesnede can çekişleri….Gördükleri ile Yelda hayata karşı isyanına isyan katarak,herkeze ayrı üzülerek sırasının gelmesini beklemeye devam etti. Ve sıra gelmişti,içeri giren Yelda çok daha korkmuştu,içerde bir odada ne yapıldığını bilmediği ama bağıran kişinin bütün acısını hissedebildiği ve kanını donduran yeni bir dünyaya girdiği gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştı.Orada ilk aklından geçen ilahi güçün bu insanlara yardım etmesi ve kendisinin bir an önce buradan kurtulabilmesi dileği….Önce her birinin önünde yeşil renkli perdelerin bulunduğu ,kabin genişliğinde,kasvetli,belki milyonlarca insanın uzandığı ve çoğunun suan işlenmemiş toprağa karıştığı gerçeğiyle yüzleştiği,demirleri paslı,üstündeki örtünün uzun süredir yıkanmadığı bir sedyeye uzanması söylendi,ve belden yukarısını soymasını,ellerini başının arkasında tutmasını ve o şekilde beklemesi gerektiği.Beş dakika o şeklilde bekleyen Yelda hem ilkez başkasının yanında soyunduğundan hemde üşümeye başladığından kendini çok kötü hissediyodu..Bir an önce bitsin istiyodu bu utanç ve eziyet anları.Sonra doktor bey dedi!Asistan olduğu saf bakışlarından belli bayan…İçeri giren hiç abartısız aygır boyutundaki,sarışın ve kaba adamı görünce,ve yarı çıplak olmanında hala üzerinden atamadığı utançla,Yelda hemen yataktan doğruldu ve ellerini birleştirerek kafasını yere gömdü.Adamın tavrı çok kötü oldu tabi.Yelda’ya burada oyun oynamadıklarını ve çabuk yatağa yatmassa ,dışarda bekleyen yığına yöneleçeğini söylemişti.Yani çaresizlik içinde çaresizlik,gözlerini kapayıp sedyeye uzandı zavallıcık,tabi o andan ondan başkası bilemezdi ne kadar zavallı olduğunu.Adamın ona her dokunuşu miğdesini bulandırıyor,ve adamın işin eğli olduğunu gösterme çabasından mı bilinmez,kabaca dokunmaya devam etmesi artık utançtan çok canını yakmaya başlıyordu.Bu sırada birde soru sorması aygır beyin,dahada çekilmez kılıyordu f tibi ceza evi işkence tarzını.Yaşın kaç?Ne zamandan beri hissettin bedenine ait olmayan bu parçayı,ailenizde kanser olan varmı?Kısa kısa cevaplarla bitirmeye başlamıştı bu anı Yelda.Ve bitti.Toparlan dedi aygır beyaz önlüklü.İçeri girdiğimde Teyzesi başka bir doktorun yanındaydı.Ve tek söyledikleri şu oldu.”Ultrasyon çektiricez.Şimdiye kadar nerdeydiniz?Kanser olabilir!”Bu cümleler hayatını çekilmez kılan 3 ayına sebep olmuştu kızcağızın.Ama,insan duygu ve düşüncelerini umursamayan bu canlı ve ölü kadavra amigoları, bir çırpıda söyleyebilmişlerdi.Evet belki meslekleriydi ama herşeyinde bir adabı vardı.(Neden vicdan zor kazanılan ve çabuk kaybedilen bir duygu ki)….Ve eve dönüş,sonrası herkezde olan olaylar.Yelda evden çıkarken ağlamalar sızlanmalar,içeri girdiğinde ağlayan maskelerini hemen en derin sığınağa saklayarak,gülen insan maskesi takan koca bir aile.O kadar benimsemişlerki daha ortada bir şey yokken Yelda’nın kanser olduğunu,inanın eğer Quantum fiziğine inansaydılar ,evren bütün kanserli hücreleri toplayıp Yelda’nın o zavallı bedenine naklederdi.Bir hafta sonra ultrasyon çekildi,ve hemen acilen biyopsi olması gerektiğine karar verildi.Aile tarafından biyopsi iğnesi alındı ve yine beklenen sıradan sonra içeri alındı.Ve Yelda oraya ilk girdiğinde can çekişen çığlıklarla benimsediği odaya alındı.İçerde arabesk çalan bir eski radyo vardı.Çok karışık bir yerdi. Ama ilk dikkatini çeken sedyedeki kandı,sedye örtüsü değiştirildi. Ve Yelda’ya yine nefret ettiği ama yapmak zorunda olduğu o iğrenç emir verildi.Soyun!İlerde alışaçağını bilemiyen zavallıçık ,içinden nefret naraları ata ata soyundu.Ve az önce başkasının,canlı kadavra olduğu yatağa,yeni,taze,canlı kadavra olarak uzandı,eller yine arkaya çiçek oldu.Üzerine ona ait olmayan parçayı odak noktası yapabilmek için,sadece onu açıkta bırakan bir küçük bez parçası örtüldü.Ve sonra kuzuyu kesmeye hazırlanan kasabın bıcağını kuzunun önünde bileleyip(birazdan bu keskin nesneyi bedeninde hiç hayal edemiceğin kadar şiddetli hissedeceksin)gibi bir güç gösterisine eşit olabilecek, bir ironide hissetti kendisini çünkü,biyopsi iğnesi nerdeyse gözlerinin içine sokuluyormuş gibi hazırlanmaya başlanmıştı,iğne bir bucuk santim genişliğinde ve uçu küçük bir kepçe şeklinde idi.O dehşet anlarına bide Müslüm Gürsesin paramparça şarkısı eklenince gerçekten kendini ya bir rüya yada bir fıkrada gibi karmaşık duygular içerisinde buldu.Bir dram dersek bu olaya daha edebik olur galiba.Evet beklenen an geldi,önce iğnenin geçeceği yollara kırmızı tendirdört sürüldü,hemen arkasından canını yakmıcağı ama bunun batışından belli olan küçük ama ,büyük acı verici uyuşturucu iğne yapıldı.İşkencede pek görülen bir metod değildi ama,dedim ya daha uzmanlaşma yolunda olan satajer ve yeni doktorlardı eylemi gerçekleştiren,acemiliklerine veriyoruz bunu… Ve sonrasında iğneciğe kolaylık sağlıcak küçük bir delik açıldı, jiletle göğüste.Gözlerde yaşlarla çığlıklarını içinde tutuyodu Yelda, hemen dışarda annesi vardı.Ona bu acıyı yaşatamazdı zaten kendi çekiyodu ,yinelemeye gerek yoktu(Mutluluklar yinelenmeyi hak ediyordur,çünkü onlar azdır.)Ama daha başıydı herşeyin ve bilmediğinden olucak belki o kadar büyük acılar bekliyordu ki onu, çığlıkları muhakkak özgürlüklerine kavuşaçaklardı… Biyopsi iğnesi ilk hamlesini yaptı,yumuşak ete öyle bir battı ki,gerçekten ölüm korkusu kalmadı.Ölmek için yaradana yalvarırken gördü kendini Yelda.Biyopsi iğnesi hala zavallıcık bedene batıyordu ve içerde önüne çıkan herşeyden bir parça koparık onu dışarıya firara salıyordu.Bu olay tam on sekiz kere devam etti,her seferinde bu son diyen yalancı beyaz önlüklüler ve Yelda tarafından beyinde son diye sayılan acı düzinesi, her seferinde odayı inleten çıığlıklar,(inanın acı tutulabilen bir duygu değil). İçinden neden yapıldı bu uyusturucu iğne ,hani yanmıçaktı,lütfen kesin!yalancılar!.....yüzlerce kelime,haykırış,istek…Ondokuzuncu batış,öyle sıradan bir batış değil,ilk deneyim olduğu okadar belli ki ,Yelda’nın gözlerini acıp olan bitene donup kalmasına sebep oldu.Stajer doktor talebesinin deneme tahtası olmuştu bir anda.Evet kız iğneyi titreyerek,korkakca,acemi bir kasap çırağı gibi öyle bir sokmuştu ki,zavallıcığın ayak uçları bile acısına dahil olmuştu,bütün hastaneye sesini duyurmuştu.Kitleden parçayı koparması ve beceriksizçe zıkzaklar çizerek iğneyi çıkarışı,Yelda’ya cehenneme gidip acısını çekip tekrar dünyaya geldiği hissiyatı vermişti…Hemen ardından önceden acılan delik dikildi,işkembe diker gibi.Ve bitmişti,Yelda’nın acıda şaha çıkması şimdilik.Hemen toparlanıp kalkması söylendi,işleri bitmişti,artık oda ikinci el canlı kadavra olmuş.Yeni sıfır kadavralar gelmeliydi.Toparlanıp kalktı,acıda son durak yaşadığını sanarak… Yelda kesinlikle yanılmıştı.Zaten burada yaşadığı acıyı boşuna yaşamıştı,çünkü yanlış bir biyopsi işlemi olmuştu,sonuçlar net değildi.Sonrasında tekrar olucaktı uzman bir doktor tarafından ve aradaki farkı kendide görecekti. ilerleyen zamanlarda onu bekleyen ameliyatlar,dikişlerinin patlaması gibi pekçok yeni acı dozları da tadacaktı,en sonunda bir alışma süreci.Neye alışmadık ki biz insanlar.Ayrıca ne kolay değilmi yaşanmışı anlatmak,ya onu yaşayanlar! peşi sıra gelecekleri bilseydiler inanın yaşamamak için en zor ve en kolay seçeneği seçerdiler,ÖLMEK!Bu yüzdendir geleçeğin bilinmez ve mistik oluşu.Fakat unutulmayanları oluçaktı,ilk acı ve ilk hatalar.İkisinide aynı anda yaşaması,hiç unutmayaçağı olucaktı Yelda’nın….

FATMA TUNÇ