Burdur Ankara İstanbul İzmir Adana Diyarbakır Erzurum Samsun
BURDUR ANKARA İSTANBUL İZMİR ADANA DİYARBAKIR ERZURUM SAMSUN

ÇOK SATAN DÜNYALAR...

11 Ağustos 2010 Çarşamba


RAMAZAN VE SAPTIRMALAR

     Teorik  olarak aynı inanç sahibi, pratikte ise birbirinden ayırdığımız inanç olgusunun; Müslüman ayağı için, onbir ayın sultanı diye nitelendirdiğimiz ve her yönden felah için çabaladığımız, mübarek ramazan ayının bugün ilk günü. Her sene aynı dejavu da kıvrandığımızdan size bu mübarek 3o günü kuş bakışı anlatacağım. Öncelikle neye hikmetse herkes 11 ay her haltı yiyip, bütün  hataların telafisini bu aya sığdırır.1925 de kapatılan tekke ve zaviyeler bu ayda birden bire borsa gibi yükselişe geçer.(Malüm, mümin evlerinin çoğu bu moda girer.) Fatullah gülen dershane ve eğitim kuruluşları , medrese moduna girip,ilmi bilgiye ağırlık vermeye başlar.Molla,şeyh,derviş,hoca,hacı sayısını hiç sormayın…(Bizim evde şimdiden beş tane oldu.)Daha dün sipariş üzeri sokak başlarında bulunan ve geçen her dişi varlığı iç organlarına kadar inceleyen pislikler;namus bekçileri kesilir ve camilerde hemen hocanın arkasında saf tutabilmek için var güçleriyle çalışırlar.Mümin kesim;kendince haklı veya çeşitli sebeplerle oruç tutmayan kesimi,münafık ilan eder.Ve onları cehenneme gönderip orada yer kalmadığı ümidiyle böbürlenirken bir yandan da cennetteki arsasını daha da güvenceye aldığı kanısıyla şükür nidaları atar.
     Ramazan ayının bu güzel yanlarına değinip, şimdi de etkisini en çok gösterdiği “Ramazan sansürü”ne gelelim. Mesela, topa yetişmek için hızla eve gitmeye çalışan dinamik insan yığınları: ölümle burun buruna gelince normalde ”ana, avrat, ar, namus, belden aşağı ”çaptırmalarla öfkelerini kusarken, şimdi” pip pip pip ,  Allah belanı alsın, bu mübarek günde,dua et ramazandayız” gibi edepli takılır.Mehmet ali erbil bile,normalde zavallı sehircilerine espriyle karışık ettiği bedduası “prostat olursun insallah” yerine ”küçük abdestini tutamayasın bu mübarek günde inşallah” diye değiştirir.bla bla bla
       Bide kendimizi kandırmalarımıza gelelim; nefsi terbiye etme adı altında gerçekleştirdiğimiz bu ibadeti nasıl saptırdığımıza değinelim. Bir kere hiç aç insanların yerine kendimizi koyuyoruz diye yalan dolan konuşmayalım. Çünkü;aç ve açıktaki insanların akşama yapmak için planladığı binbir çeşit yemeği yoktur.Şuda unutulmasın ki onlar tutarlı bir nefis terbiyesi içindedirler ve bu aslında hiç adil değildir.Bizim saptırdığımız 15 saat nefsini zorlayıp,sonrasında bir aylık yemek depolayarak, bir daha ki 15 saate oflayıp,puflayarak hazırlık yapamıyolarda.Öyle elinde fıstıklı baklavayla iftar için eve sanki, dünyanın en mühim işine yetişiyormuş gibi giderken;sokakta gariban birini görüp de içinden ”Valla anlıyorum kardeş sizi, bu gün daha çok anladım,Allah versin” diye transit geçmezlerde.(Düşkünün halinden gerçek düşkün anlar zati)..
       Sonuç olarak kendimizi kandırmayalım ,hiçbirimiz top patladığında dünya üzerindeki herhangi aç insanı düşünmüyoruz,insanız ve benciliz..O an kendimize odaklanırız,kendi açlığımızı gidermeye çalışırız ve bütün günde yine bunu düşünürüz…Korkular ve bilinmezlikler yüzünden yapmaya çalıştığımız ve insanı dürtülerimizle çığırından çıkardığımız koca bir ay olarak görüyorum.Ramazanı!… Az hakkını verip tutarlı olarak bütün insan ömrümüze sığdırırsak bu ibadetin gereğini,belki mış gibi olmaktan çıkardığımız ve insanlık adına büyük bir başarı olarak gösterebileceğimiz ,insanca bişeyler yapmış oluruz dünya üzerinde..İnsanca kalın!

FATMA TUNÇ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder