RAMAZAN VE SAPTIRMALAR
Teorik olarak aynı inanç sahibi, pratikte ise birbirinden
ayırdığımız inanç olgusunun; Müslüman ayağı için, onbir ayın sultanı diye
nitelendirdiğimiz ve her yönden felah için çabaladığımız, mübarek ramazan
ayının bugün ilk günü. Her sene aynı dejavu da kıvrandığımızdan size bu mübarek
3o günü kuş bakışı anlatacağım. Öncelikle neye hikmetse herkes 11 ay her haltı
yiyip, bütün hataların telafisini bu aya
sığdırır.1925 de kapatılan tekke ve zaviyeler bu ayda birden bire borsa gibi
yükselişe geçer.(Malüm, mümin evlerinin çoğu bu moda girer.) Fatullah gülen
dershane ve eğitim kuruluşları , medrese moduna girip,ilmi bilgiye ağırlık
vermeye başlar.Molla,şeyh,derviş,hoca,hacı sayısını hiç sormayın…(Bizim evde
şimdiden beş tane oldu.)Daha dün sipariş üzeri sokak başlarında bulunan ve
geçen her dişi varlığı iç organlarına kadar inceleyen pislikler;namus bekçileri
kesilir ve camilerde hemen hocanın arkasında saf tutabilmek için var güçleriyle
çalışırlar.Mümin kesim;kendince haklı veya çeşitli sebeplerle oruç tutmayan
kesimi,münafık ilan eder.Ve onları cehenneme gönderip orada yer kalmadığı
ümidiyle böbürlenirken bir yandan da cennetteki arsasını daha da güvenceye
aldığı kanısıyla şükür nidaları atar.
Ramazan ayının bu
güzel yanlarına değinip, şimdi de etkisini en çok gösterdiği “Ramazan sansürü”ne
gelelim. Mesela, topa yetişmek için hızla eve gitmeye çalışan dinamik insan
yığınları: ölümle burun buruna gelince normalde ”ana, avrat, ar, namus, belden aşağı
”çaptırmalarla öfkelerini kusarken, şimdi” pip pip pip , Allah belanı alsın, bu mübarek günde,dua et
ramazandayız” gibi edepli takılır.Mehmet ali erbil bile,normalde zavallı
sehircilerine espriyle karışık ettiği bedduası “prostat olursun insallah” yerine
”küçük abdestini tutamayasın bu mübarek günde inşallah” diye değiştirir.bla bla
bla
Bide kendimizi
kandırmalarımıza gelelim; nefsi terbiye etme adı altında gerçekleştirdiğimiz bu
ibadeti nasıl saptırdığımıza değinelim. Bir kere hiç aç insanların yerine
kendimizi koyuyoruz diye yalan dolan konuşmayalım. Çünkü;aç ve açıktaki
insanların akşama yapmak için planladığı binbir çeşit yemeği yoktur.Şuda
unutulmasın ki onlar tutarlı bir nefis terbiyesi içindedirler ve bu aslında hiç
adil değildir.Bizim saptırdığımız 15 saat nefsini zorlayıp,sonrasında bir aylık
yemek depolayarak, bir daha ki 15 saate oflayıp,puflayarak hazırlık
yapamıyolarda.Öyle elinde fıstıklı baklavayla iftar için eve sanki, dünyanın en
mühim işine yetişiyormuş gibi giderken;sokakta gariban birini görüp de içinden ”Valla
anlıyorum kardeş sizi, bu gün daha çok anladım,Allah versin” diye transit
geçmezlerde.(Düşkünün halinden gerçek düşkün anlar zati)..
Sonuç olarak
kendimizi kandırmayalım ,hiçbirimiz top patladığında dünya üzerindeki herhangi
aç insanı düşünmüyoruz,insanız ve benciliz..O an kendimize odaklanırız,kendi
açlığımızı gidermeye çalışırız ve bütün günde yine bunu düşünürüz…Korkular ve
bilinmezlikler yüzünden yapmaya çalıştığımız ve insanı dürtülerimizle çığırından
çıkardığımız koca bir ay olarak görüyorum.Ramazanı!… Az hakkını verip tutarlı
olarak bütün insan ömrümüze sığdırırsak bu ibadetin gereğini,belki mış gibi
olmaktan çıkardığımız ve insanlık adına büyük bir başarı olarak gösterebileceğimiz
,insanca bişeyler yapmış oluruz dünya üzerinde..İnsanca kalın!
FATMA TUNÇ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder